MAKALELERİM


Haber bülteni üyeliği



Ziyaret Bilgileri

[ Pzt, 14 Eki 2019 ]
Toplam 26 ziyaret
8 benzersiz ziyaretçi

makalem » Hz.Ali Kimdir?
  • Hz Ali kimdir? (1)

Hazreti Ali (r.a) 598 yılında Mekke'de Kâbe'nin içinde doğmuştur. Resulullah'ın (as)'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebu Talip, annesi Kureyş'ten Fatıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir.

 Künyesi Ebu Hasan ve Ebu Turab (toprağın babası), lakabı Haydar; ünvanı Emiru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslan'ı' ünvanıyla da anılır.

 Hz. Ali'yi doğduğunda Peygamberimiz kucağına alıp bizzat evine kadar götürmüştür. O yıllarda Peygamber(sav) efendimizde Ebu Talib'in evinde kalıyordu.

Hazreti Ali'(r.a)ye "Ali" ismini de Hazreti Muhammed(sav) vermiştir. Annesi Fatıma Binti Esed, Peygamberimiz(sav)in dedesinin kardeşinin kızıdır. Peygamberimiz(sav)de kendisine "anneciğim" diye hitap ederdi.

Babası Peygamberimiz(sav)i yetim ve öksüz kaldığında yanına alıp 43 yıl himayesinde bulunduran amcası Ebu Talip'tir. Mekke'de kuraklık baş gösterip Ebu Talibin çocuklarını bakamaz hale getirince Peygamberimiz(sav)in diğer amcalarından Abbas, Ali'nin kardeşi Cafer'i Hazreti Muhammed(sav) de Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.

Hazreti Ali(r.a) o günleri şöyle anlatır;

"Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi. Beni omuzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde, sokaklarında dolaştırırdı.

Hazreti Ali(ra) Hatice validemizden sonra Müslüman olan ikinci kişidir.

Peygamberimiz(sav)'i Hazreti Hatice ile namaz kıldıklarını görünce, "Bu ne?" dedi.

Peygamberimiz(sav)de;

-Ya Ali bu Allah'ın seçtiği beğendiği dinidir, ben seni bir olan Allah'a inanmaya davet ediyorum, dedi

Ali;

"Ben bu hususta babama danışayım" deyince Peygamber(sav) "Ya Ali sana söylediğimi yaparsan yap yapmayacak olursan gördüğünü kimseye söyleme" dedi.

Bütün gece uyuyamayan Ali sabah vaktinde Hazreti Muhammed(sav)in yanına varır. Dünkü davetini kabul etim şahadet getirip namaz kılmak istiyorum" der Hazreti Muhammed(sav);

-Babana danıştın mı? diye sorar.

Hz. Ali;

-Hayır Allah beni yaratırken babama danışmadı, ben Allah'a inanmak için niçin babama sorup danışayım? diye cevap veren 10 yaşlarındaki bu çocuk Nur çocuk İslam defterinin bir numarası olmuştur.

Hazreti Ali(r.a);

"Yemin ederim ki ben Kur'an-ı Kerim'den inen her ayetin nerede indiğini neye ve kime dair olduğunu bilirim" diyerek ilminin erişilmezliğini ortaya koymuştur.

Gayb âlemi açılsa her şeyi görsem yakinim artmayacak diyebilecek kadarda iman yüklü idi.

Hz. Ali (r.a) hemen Müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın (as)'ın yanındaydı.

 

Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır:

 "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamayacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kabe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/384).

Hazreti Ali;

Orta boylu, buğday renkli, ak ve uzun sık sakallı idi, yüzü çok güzeldi, gözleri genişti, göğsü enli, başı saçsız idi.

Son derece kuvvetli bir hatipti, her nutku belagat şaheseridir.

Nahiv ilminin esasları hazreti Ali tarafından vaz olunmuştur. Halife olmadan önce nasıl yaşıyorsa halife olduktan sonrada öyle yaşamıştır.

Servet sahibi bir adam olmamakla beraber son derece kerim idi.

Harp ederken dahi düşmanlarına acır, haddi tecavüz etmezdi. Hazreti Ali reyinin isabeti ile meşhurdur.

Gecenin karanlığında mihraba gelir, ibadet eder, düşünürdü. Dünya onu hiç aldatmadı.

Hazreti Osman(r.a)'ın evi muhasara altına alınınca oğulları ile yardıma koşmuş Hazreti Osman(r.a) şehit olduğunda da oğulları Hasan(r.a) ile Hüseyin(r.a)'e fena halde hakaret etmiş, Talha(r.a)ın oğlu Muhammed ve Zübeyr (r.a)'in oğlu Abdullah'a ağır sözler söylemiş "siz yaşarken onun şehit düşmesine nasıl imkan bıraktınız" demiştir

25 yıl birlikte kaldığı Allah Resulü(sav) efendimizden 586 adet Hadisi şerif rivayet etmiştir.

Hz. Ali (r.a), Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber (a.s.m)'in kızı Hz. Fatıma (r.a) ile evlendi. Nikahını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikahtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fatıma'dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.

Peygamberimiz (sav) kendisini çok küçük yaşta olmasına rağmen Yemen'e kadı olarak göndermiştir. Gitmekte tereddüt eden Hazreti Ali'ye Allah senin kalbine doğruyu gösterecek dilini doğrulukta sabit kılacak davalılar önünde oturduklarında her ikisini de dinlemeden hüküm verme diye nasihatte bulunmuştur.

Hazreti Ali(r.a) "Vallahi bundan sonra hiç tereddüde düşmedim. "diyor.

Hz. Ali; takvâda, Allah'a ibadette, cesarette, yiğitlikte, eminlikte, Hz. Resulüllâh'tan (sav) sonra gelen ilk insandı. O, her zaman hakkı, adâleti, Allah'ın şeriatını icra ediyor, mazlumlara yardımcı, dost, zalimlere ise düşman idi. O'nun adâlet anlayışında, hiç kimse için bir ayrıcalık söz konusu olmayıp, Hakk'a âşık, adâlet timsali bir zât idi.

İmam Ali; ilimde ashâbın arasında en bilgini idi. Resulullah'ın (sav); "Ben ilmin şehriyim, Ali'de onun kapısıdır, şehre girmek isteyen kapıdan gelsin." buyurarak, Hz. Ali'nin bu derin ilmini beyan etmişlerdir.

 

Peygamber(sav) efendimiz hicret ettiği gece canını ortaya koyup O'nun yatağına yatmış ve bu fedakârlığından dolayı "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207)ayeti kerimesi nazil olmuştur.

 

Peygamberimiz(sav) emniyetli bir şekilde Mekke'den uzaklaşınca, İslâm Peygamberi(sav)'ne emanet edilen çeşitli emanetleri sahiplerine iade ederek annesini, Resul-ü Ekrem'in kızı Fatma'yı başka iki kadınla birlikte alıp Medine'ye doğru hareket etmiştir. 450 km lik sarp yolları zorluklarla aşarak Medine'ye vardıklarında Hazreti Muhammed(sav) kendilerini karşıladı, hallerini görünce boynuna sarıldı, ağladı, bağrına bastı.

Hazreti Ali Hayber'de yetmiş kişinin yerden zorla kaldırabildiği kapıyı omuzlayıp kar makinası gibi yolları açarak zaferin kazanılmasında önemli rol oynamıştır.

Hazreti Ali namazı öyle kılardı ki vücuduna batan bir oku namaz kılma esnasında çıkarmışlar hiç acı duymamıştır. Canın yanmadı mı? diye soranlara da "Kuşu kafesten salıverdikten sonra kafesi parçalayacak olsanız kuşun bundan haberi olur mu? "diye cevap vermişti.

Tebük seferi hariç Efendimiz(sav) katıldığı tüm seferlere katılmıştır. Bedir savaşında tek başına 20 Uhud'da 9 kişiyi öldürecek kadar kuvvetli ve savaşçı idi. Cebrail(as)'da Hazreti Ali'nin yiğit ve fedai olduğunu söylemiştir.

Hendek savaşında Amr Bin Abduved'i öldürerek zaferde önemli bir yeri olmuştur.

Hazreti Ali(ra) Sıffin'de zırhını düşürmüştü. Savaştan sonra bir Hıristiyan'da görünce, "Bu zırh benimdir!" diye dava etmiştir Hıristiyan inkâr edince Kûfe Kadısı Hazreti Şureyh Hazreti Ali (ra)'den şahit istemiştir. Şahitlerden biri oğlu Hasan olunca Kadı, "Evladın babası lehine şahitliği şer'an makbul değildir." diyerek yeni bir şahit talep etmiştir. Hazreti Ali'nin Hazreti Ali' den başka şahidi yoktur deyince dava düşmüştür. Kadı Şureyh'in hassasiyeti Hazreti Ali(r.a)'nin hoşuna gitmiştir. Davalı ise hayretler içinde kalmıştır Zırhı aldıktan sonra birkaç adım ilerleyip durmuş, sonra geri dönüp, "Bu mahkemenin verdiği hüküm ancak Peygamber'in hükmü olabilir!" diyerek Müslüman olmuş, zırhın Hazreti Ali(ra)'ye ait olduğunu söyleyerek geri vermiştir Hazreti Ali(r.a) bu manzara karşısında zırhı geri almayıp bu yeni Müslüman kardeşine bağışlamış, ona bir de at hediye etmiştir .

Hazreti Muhammed(sav)'in vefatında 33 yaşında olan Hazreti Ali Peygamberimiz(sav)'in yıkanması ve kefenlenmesi işlemini bizzat kendisi yapmıştır.

Hazreti Ali yüzünü hiç puta dönmeden islamla şereflendiği için "kerremellahu veche" ünvanını almıştır.

Bir gün Ömer şöyle dedi: " Ya Ali beni şaşırtan bütün ilmi, fıkhi ve siyasi ilimleri çok iyi bilmen değildir, benim asıl şaşırdığım husus senin çok çabuk ve beklemeden cevap vermendir".

Hz Ali (a.s) O'nun bu sözüne şöyle buyurdu: Ey Ömer, bu elimde kaç parmak vardır? ?'Beş parmak vardır'' dedi. Hz. Ali (a.s); öyleyse neden bu sorunun cevabında düşünmedin? Ömer; Bu açıktır ve fikir etmeye ihtiyaç yoktur dediğinde; Hz Ali (a.s) ?'Bütün meselelerde benim yanımda beş parmak gibi açıktır.'' buyurdular.

Hazreti Muhammed(sav)'in hem damadı hem de amcasının oğlu olan Hazreti Ali(r.a) fitnenin bir kasırga halinden her tarafı kasıp kavurduğu bir ortamda halife oldu.

Hz. Hasana (a.s) "Oğul"? dedi, "Şuracıkta oturmuş, Rabbimle raz-u niyazla meşgulken uyku bastı beni bir ara... Rüyamda Hz. Resul-i Ekrem'i (s.a.v) gördüm, "Ya Resulullah'ın, senin bu ümmetin çok eziyetler eder bana, pek üzerler beni, yüreğim kan ağlamakta bunların elinden"? dedim. Bunun üzerine bana "Lanetle"? buyurdular, ben de lanetledim "Allah'ım! Beni bu ümmetten al ve başlarına liyakatsiz birini gönder..."? dedim"?[Nehc-ül Belağa, Hutbe: 68]

Gerçekten düşündürücüdür. Ümmet Hz Ali'ye uyum sağlamıyor, onu dinlemiyor, kendisine yardımcı olmuyordu. Onun gösterdiği yolda yürümeye yanaşmıyordu kimse... Hz Ali'nin (a.s) yüreği kan ağlamadaydı elbet; Cemel, Sıffin... Ona biat edenler biatlarından dönmüş, Aişe dostlarıyla onun üzerine yürümüştü, kanlar akmıştı... Öte yandan Muaviye... Olmadık hileler, olmadık ihanetler, desiseler, cinayetler... Hz Ali'nin (a.s) yüreği kan ağlamadaydı ümmetin elinden...

Muaviye dünyanın gelmiş geçmiş en hilekar insanlarından biriydi gerçekten, bir dehaydı bu hususta... Hz Ali'yi (a.s) en çok neyin üzeceğini gayet iyi biliyor, özellikle ateşi körüklüyordu... Bir diğer mesele de Haricilerdi, donuklaşmış zihniyetler, ruhsuz mukaddeslerdi... Onlar da asi olmuşlardı onca dindarlıklarıyla(!) iman(!) ve ihlaslarıyla(!)... Hz Ali'yi (a.s) tekfir edecek, onun dinden çıktığını öne sürecek kadar dindar bir güruh!!!

Neler gördü, neler yaşadı Hz Ali (a.s)...

Onun uğradığı musibet ve karşılaştığı zorluklar, katlandığı eziyet, çektiği sıkıntı, uğradığı baskı ve gördüğü ihanetler gerçekten korkunç ve dayanılmazdır. Bunlar mütalaa edildiğinde, meselenin ayrıntıları irdelendiğinde dağları çökertecek bunca musibet ve şiddetli hadiseler karşısında Hz Ali'nin (a.s) gösterdiği tahammül ve mukavemete şaşırmamak elde değil doğrusu...

Üstelik bunları söyleyebileceği, içini döküp derdini anlatabileceği kimse de yoktur...

Yalnızdır...

 

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v) "Ya Ali, sen şehit olacaksın elbet, ama şehadet anında sabrın nasıl olacak dersin?"? buyurduğunda Ali (a.s) "Sabrımı değil, şükrümü sorun ya Resulullah'ın, şükrederim elbet"? diye cevap vermekte...

Sabrın sırası değil; vakit şükretme vakti; şahadete sabırsızım, şahadetime şükrederim elbet, demekte Ali...

Son Ramazan ayı; Hz Ali (a.s) için apayrı bir mana, apayrı bir sefa taşımakta... Ehl-i Beytiyse hüzünlü, üzgün... Kaygılı ve endişeli...

Hz. Resul-i Ekrem'in (s.a.v) haber verdiği olaylar vuku bulmakta, Ali'ye bildirdiği alametler birbirinin ardı sıra meydana çıkmaktadır... Kimi zaman bu alametler zuhur etmekte, Ehl-i Beyt (a.s) ve yakın ashabı üzüntüye boğulmaktadır...

Şaşılacak şeyler söylemekte, şaşılacak şeyler anlatmaktadır Ali (a.s)...

Her zamankinden farklı bir hali vardır son günlerde.

Bu son Ramazan ayında, ömrünün son günlerinde her gece bir eve iftara gitmekte, fakat çok az yemek yemektedir. Çocukları üzüntüden ne yapacaklarını bilmez bir haldedirler, çok sevmektedirler babalarını çünkü... Sonunda onun bu haline dayanamaz "Babacığım, neden bu kadar az yediniz?"? diye sorarlar, o da her zaman olduğu gibi: "Rabbimin huzuruna boş mideyle çıkmak istiyorum"? der... Bu cevap üzerine onun bir beklenti içinde olduğunu anlarlar, önemli ve yakın bir bekleyiş içinde olduğunu sezerler...

Kimi zaman başını kaldırıp gözlerini göğe çevirir ve "Bana haber veren sevgili Resulullah'ın (s.a.v) doğru söylemiştir elbet, onun sözü doğrudur, verdiği haber yalan değil; olacak, yakındır, yakındır..."? derdi.

Ramazanın 13. günü bir alametten daha söz etti, üzüntüleri artırmıştı bu. Cuma günüydü, hutbe okuyordu "Hüseyin, evladım, bu ayın bitmesine kaç gün kaldı?"? diye sordu. Hz. Hüseyin (a.s) on yedi gün kaldığını söyleyince eliyle kendi sakalını gösterip "Yakındır..."? dedi, "Bu sakalın yakında bu baştan akan kanlarla kızıla boyanacağı vakit yakındır..."?

 

Hazreti Ali(r.a) çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında Ayşe, Talha ve Zübeyr gibi İslamiyet'in tanınmış simaları ile karşılaştı bu olay Cemel Vakası adıyla bilinmektedir.

"Cemel Vakası Hazreti Ali(r.a) ile Hazreti Talha(r.a), Hazreti Zübeyr(r.a) ve Hazreti Aişe-i Sıddık'a(r.a) arasında olan muharebe; adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir.

Hazreti Ali, Nehrevan Savaşı'nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Hariciler' den üç kişi Mekke'de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali, Muaviye ve Amr bin As'ı öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Ali'yi öldürmeyi üstlendi ve Kufe'ye hareket etti. Ramazan ayının 19. günü şafak vakti namaz kılarken zehirli kılıcıyla Hazreti Ali'yi yaralamıştır. Hazreti Ali(r.a), Abdurrahman bin Mulcem'in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: Kabe'nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!

İbni Mülcem yakalanıp huzuruna getirildiğinde, bunun yemeğini yedirip, istirahatini temin edin. Yaşayacak olursam cezalandırır ya da affederim. Ölürsem cezasını verin, fakat sakın haddi aşıp Müslümanların kanına girmeyin. Zira Allah haddi aşanları sevmez!" buyurmuştur

"ölümüm aç iken gelsin" diyen Hazreti Ali(ra), oğullarına "Allah'a kulluktan ayrılmayın dünya size gelsede siz ondan kaçın daima hakkı söyleyin her işiniz Allah için olsun" diye vasiyet etmiştir.

İki gün evinde yattıktan sonra, 661 yılında 63 yaşında iken Küfe'de Ramazan ayında âyeti kerimeler okuyarak âhiret sınırına yaklaşmış, sonunda "Lâ İlâhe illallah Muhammedun Resulullah'ın" diyerek bu dünyadan çekilmiş cennet yurduna adımını atmıştır. Hazreti Ali(r.a)'yi oğulları Hasan ve Hüseyin yıkamışlar namazını Hasan kıldırmış Kabri Irak'ın Necef şehrindedir.

 


Bu sayfaya henüz yorum yazılmadı.





Editör Bilgileri

KBB UZMANI


Editöre Ulaşın

En Son Güncellenenler

ikinci-jeanpaul
freebsd
apiterapi
azdavay-bakirci
aramamotorlari
uyku
kazimkoyuncu

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi